Akheron'un Çamurlu Fısıltıları

Akheron’un alt katmanlarındaki oyuklardan birinde, ZephyrDATA_NODE: ZephyrVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’in bileklerindeki implant, ritmini şaşırmış bir kalp gibi zonkluyordu. Masanın üzerinde yanan, cılız holoprojektörden DelfinDATA_NODE: DelfinVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’in son bilinen koordinatları yansıyordu: Byzantium ÇorbacısıDATA_NODE: Byzantium ÇorbacısıVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’nın arka sokaklarından birinin, kanalizasyon bacasının hemen yanı. Bir saatten fazla olmuştu sinyali kaybolalı. Bu, Delfin için fazlasıyla uzundu. Y-SendikaDATA_NODE: SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>DATA_NODE: Y-SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’nın keskin kancaları, kim bilir hangi karanlık veriyolundan uzanıp, RiftwalkersDATA_NODE: RiftwalkersVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’ın en hassas sinir ucunu koparmıştı. Zephyr, avucunu şakaklarına bastırdı, çene kasları gerildi. Açlık mıydı bu keskin sancı, yoksa uyku yoksunluğunun verdiği bir halüsinasyon mu, emin değildi. Son üç gündür, sadece sentetik kafein ve dijital çiplerle ayakta duruyordu. Delfin’in, Y-Sendika’ya karşı bir silah olarak bilediği yetenekleri, şimdi kendisi için bir tehdit mi olmuştu? Zephyr, bu düşüncenin soğuk terini ensesinde hissetti. Delfin’in acısını anlardı, çünkü aynı döngünün içinde sıkışıp kalmışlardı. Ancak Zephyr’in görevi, bu acıyı stratejik bir avantaja dönüştürmekti, onu bir yük haline getirmesini önlemekti. Sandalyesinden fırladı, siber-gözlükleri burnunun ucuna kaydı. Parmağıyla holoprojektördeki haritayı Yakınlaştırdı. Byzantium Çorbacısı. Kirli, kalabalık, umutsuzluğun kol gezdiği bir sığınak. Tam da Delfin gibi bir göçmenin izini kaybettireceği türden bir yer. Ama aynı zamanda, Zephyr’in her köşesinde tanıdık bir gölge bulabileceği bir yerdi.

Byzantium ÇorbacısıDATA_NODE: Byzantium ÇorbacısıVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’nın camları, içeriden yayılan sentetik yağ buharı ve dışarıdaki neon parıltılarının çamurlu bir karışımıyla kaplıydı. ZephyrDATA_NODE: ZephyrVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>, kapıdan içeri süzüldüğünde, havası umutsuzluk, gizli fısıltılar ve ekşi çorba kokusuyla ağırlaşmış mekânın ortasında durdu. Başı hafifçe öne eğikti, gözleri kalabalıkta geziniyordu. Herkes meşguldü; ucuza karın doyurmaya çalışan kaçaklar, fısıltılarla iş çeviren enformasyon tacirleri, yorgun argın kuryeler. Zephyr, içerideki cılız ışıkların altında, bir köşedeki boş masaya doğru ilerledi. Garson, kirli önlüğünü sürükleyerek geldi. Zephyr, bir anlık duraksamanın ardından, menüye bile bakmadan "Ağır Abiler Çorbası, fazla acı" diye mırıldandı. Garsonun kirli parmağıyla masaya bıraktığı çatal-kaşık seti, plastiğin en ucuzundan yapılmıştı ve masanın yağından dolayı parlıyordu. Zephyr, sırtını duvara verdi, siber-gözlüklerinin filtreleriyle kalabalığı tarıyordu. DelfinDATA_NODE: DelfinVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’in ne tür bir belaya bulaştığını öğrenmek zorundaydı. Gözleri, masada oturan, yıpranmış sentetik deriden montlu, yüzünde eski dövmelerin soluk izleri olan yaşlı bir adama takıldı. “GölgeDATA_NODE: GölgeVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>” lakaplı bu eski bir veri arşivi, her zaman bildiklerini satmak için hazır beklerdi. Zephyr, çorbası gelene kadar bekledi, sonra ayağa kalktı. Yürüyüşü ağır ve temkinliydi, sanki zeminin her an çökebileceği bir alanda ilerliyormuş gibi. Gölge’nin yanına oturdu, boğazını temizledi. “Bir şeyler duydum,” diye başladı, sesi çatallıydı. “Delfin hakkında.” Gölge, bardağı elinde çevirdi, gözlerini Zephyr’den ayırmadı. “Herkes her şeyi duyuyor Zephyr. Önemli olan, neyi duyduğunun bedelini ödemeye hazır olup olmaman.”

GölgeDATA_NODE: GölgeVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’den aldığı ipucu, ZephyrDATA_NODE: ZephyrVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’i şehrin dijital kalbinin derinliklerine, eski bir veri ağına yönlendirdi. Çorbacının arka sokağından, paslı bir metal kapıdan geçerek, Neo-PeraDATA_NODE: Neo-PeraVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nın altındaki tünellerin girişine ulaştı. Burası, Yosun ÇetesiDATA_NODE: Yosun ÇetesiVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nin eviydi. Zephyr, dar ve nemli tünellerde ilerlerken, duvarlardan sızan yeşilimsi biyolüminesans ışıkları fark etti. Bu ışıklar, çetenin sembiyoz içinde yaşadığı dijital yosun formlarının soluk nabzıydı. Beton yüzeyler, hafifçe titreşiyordu, sanki tünellerin kendisi nefes alıyordu. Zephyr, çevresindeki loşluğa uyum sağlamaya çalışırken, derin bir nefes aldı. Havada, çürümüş veri kablolarının ve nemli toprağın keskin kokusu vardı. Birkaç virüs alarmı bileğini titretti, ancak Zephyr bunları görmezden geldi. Yosun Çetesi'yle daha önce iş yapmışlığı vardı; onlar parazitti, ama bazen işbirlikçi de olabilirlerdi. Bir virüs paketi karşılığında DelfinDATA_NODE: DelfinVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >> hakkında bilgi alabilirdi. Tünelin daha geniş bir bölümüne ulaştığında, çetenin genç, soluk üyeleriyle karşılaştı. Teni hafifçe yeşilimsi parlayan bir genç, Zephyr'e doğru bir adım attı. Gözleri boş ve donuktu, sanki sadece bir veri paketini yansıtıyormuş gibi. “Yabancı,” dedi genç, sesi yankılandı. “Burada işin ne?” Zephyr, elini yavaşça yanındaki kılıfına götürdü, bir tehdit değil, sadece bir refleks. “Delfin’i arıyorum,” diye yanıtladı, sesi tünelin sessizliğini delip geçti. “Y-SendikaDATA_NODE: SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>DATA_NODE: Y-SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’nın peşinde olduğunu biliyorum. Siz de onlardan bir şeyler çalmak için yeterince zeki olduğunuzu iddia ediyordunuz.” Genç, hafifçe kıkırdadı, ağzındaki dişlerin bozuk metal kaplamaları parladı. “Y-Sendika’nın birçok kolu var. Bazıları derinde, bazıları yüzeyde. Delfin’i alanlar, Hücre-34DATA_NODE: Hücre-34Veritabanı kaydını incelemek için tıklayın >> ile değil, doğrudan sentetik akılla beslenen bir gruptu. Bizim avcılık bölgemize girdiler. Eğer onu bulursan, bize ne getireceksin?”

Yosun ÇetesiDATA_NODE: Yosun ÇetesiVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nin lideri olduğu anlaşılan o genç, parmağını kaldırarak ZephyrDATA_NODE: ZephyrVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'i daha derin bir tünel ağına doğru yönlendirdi. Burası, çetenin bile isteyerek uzak durduğu, karantinaya alınmış, eski bir metro tüneli gibiydi. Hava daha da ağırdı, sentetik bir ozon kokusu burnu yakıyordu. Duvarlar, artık sadece yosunla değil, aynı zamanda kararan ve çürüyen dijital panellerle kaplıydı. Her adımda, Zephyr’in bileğindeki implant tehlike sinyalleri veriyordu. Yosun Çetesi'nin lideri, Zephyr’in yanına kadar geldi, bozuk dişlerinin arasından fısıldadı: “Burada çok eski, çok kötü bir şey var. Y-SendikaDATA_NODE: SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>DATA_NODE: Y-SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’nın bazı eski birimleri, burada kendi ağlarını kurdu. Hücre-34DATA_NODE: Hücre-34Veritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’ün bile dokunmaktan çekindiği virüsler, buranın duvarlarında yankılanır. DelfinDATA_NODE: DelfinVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’i buraya getirdiler, çünkü onun zihni, onların istediği nadir bir veri rezonansına sahip. Onun acısı, onlar için güç.” Zephyr, içindeki öfkeyi bastırmaya çalıştı. Delfin’in en zayıf noktasını kullanarak onu avlamışlardı. Bu, Y-Sendika’nın klasik ve acımasız taktiklerinden biriydi. Tünel, bir demir kapıya açılıyordu; paslı ve üzerinde eski bir Y-Sendika ambleminin soluk izi vardı. Kapının kilidi, siber-şifreliydi, ancak zamanın aşındırdığı metal, elektronik devrelerin zayıflığını da ele veriyordu. “Burası derin web’in bir kolu,” diye ekledi Yosun Çetesi’nin lideri. “İçeride ne bulacağını bilemeyiz. Ama bir şeyi biliyoruz: Y-Sendika’nın gözleri her yerde. Özellikle içeride.” Zephyr başını salladı, bakışları kararlıydı. “Teşekkürler. Gerisi bende.” Genç lider, Zephyr’in omuzuna pat pat vurdu, tırnakları uzundu ve yosun yeşili parlıyordu. “Bekleyeceğiz. Ya zafer haberiyle dönersin, ya da sadece bir veri kalıntısı olarak.”

Y-SendikaDATA_NODE: SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>DATA_NODE: Y-SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nın gizli sığınağı, metruk tünelin sonuna gizlenmişti. ZephyrDATA_NODE: ZephyrVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>, kapıyı bypass ettikten sonra içeri süzüldü. Burası bir sunucu odası olmaktan çok, ruhsuz bir işkence odasını andırıyordu. Metal sehpalar, kablolarla dolu bir sandalye, yerde dağınık sentetik ilaç şırıngaları... Ortamın soğuk, steril havası, Y-Sendika’nın gaddarlığını fısıldıyordu. Odada, sırtı Zephyr'e dönük iki Y-Sendika operatörü, monitörlere gömülmüş, hararetli bir şekilde veri akışını izliyordu. Ortadaki metal sandalyeye bağlanmış olan DelfinDATA_NODE: DelfinVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>, bilinci kapalı görünüyordu, vücudu zaman zaman ürkütücü bir seğirmeyle sarsılıyordu. Başındaki miğferden çıkan kablolar, arka duvardaki büyük bir sunucuya bağlıydı. Delfin’in yeteneği, Y-Sendika’nın istediği türden nadir bir veri rezonansına sahip olduğu için, onu canlı bir veri işlemcisine dönüştürüyorlardı. Zephyr’in kalbi, acıyla sıkıştı. Delfin’in acısının sadece bir kaynak olarak kullanılması, onu çileden çıkarıyordu. Bir operatör, Zephyr'in varlığını hissedip aniden döndü. Yüzündeki siber-implantlar, kırmızı bir ışıkla parladı. “Kimsin sen?” diye hırladı, elini silahına uzattı. Zephyr, hiç vakit kaybetmeden harekete geçti. Elindeki nano-bıçağı havada bir çizgi gibi parlayarak, operatörün koluna saplandı. Diğeri de silaha davrandı, ancak Zephyr, ani bir refleksle yere eğilerek ateşten kurtuldu ve operatörün üzerine atıldı. Metalin metalle çarpışma sesi, odanın yankısını doldurdu. Zephyr’in eğitimi, onu bu tür durumlar için hazırlamıştı. Hızlı ve stratejik hareketlerle, ikinci operatörü de etkisiz hale getirdi. Ardından, hızla Delfin’in yanına koştu. Miğferin kablolarını sökmek, hassas bir işti. Delfin’in zaten acı çeken zihnine daha fazla zarar vermek istemiyordu. Titreyen ellerle, doğru kabloyu bulup çekti. Miğfer düştü, Delfin’in soluk yüzü ortaya çıktı. Gözleri kapalıydı, ancak yavaş yavaş nefes almaya başladı.

DelfinDATA_NODE: DelfinVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’in bilinci yavaş yavaş yerine gelirken, ZephyrDATA_NODE: ZephyrVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >> onu omuzlamış, Y-SendikaDATA_NODE: SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>DATA_NODE: Y-SendikaVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nın sığınağından dışarı sürüklemişti. Tünellerden geri dönüş, Zephyr’in öfkesi ve Delfin’in yorgunluğuyla daha da ağırlaşmıştı. Yosun ÇetesiDATA_NODE: Yosun ÇetesiVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nin lideri, Zephyr ve Delfin'i görünce, bozuk gülüşünü suratına yerleştirdi. “Döndün demek, ve avınla birlikte.” Zephyr, Delfin'i yavaşça yere bıraktı, yaslanması için bir duvara dayadı. “Sana söz verdiğim gibi.” Yosun Çetesi lideri, elinde tuttuğu küçük, parlayan veri çipini havaya kaldırdı. “Bu yeterli bir ödeme. Y-Sendika’nın ağına verdiğin zarar da cabası. Belki bir dahaki sefere daha büyük bir av için birleşiriz.” Zephyr başını salladı. Müttefiklikleri pragmatizme dayanıyordu, sadakate değil. Delfin’in yüzüne eğildi, gözleri endişeyle doluydu. “Nasıl hissediyorsun?” Delfin’in gözleri aralandı, loş ışıkta parladı. “Sanki zihnim bin parçaya ayrılıp yeniden birleşti, Zephyr. Ama yaşıyorum. Ve… hatırlıyorum.” Bu son kelime, Zephyr’in içini rahatlattı. Delfin’in anıları, onun Y-Sendika’ya karşı en güçlü silahıydı. Zephyr, ayağa kalktı. Yorgundu, bedeni ağrıyordu ama görevi henüz bitmemişti. Delfin’i güvenli bir yere götürmeli, ardından da RiftwalkersDATA_NODE: RiftwalkersVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>’ın yeni stratejilerini planlamalıydı. Bu olay, Y-Sendika’nın ne kadar derine inebileceğini bir kez daha göstermişti. Zephyr, karanlık tünellerin ucundaki cılız ışığa doğru baktı. Akheron’un alt katmanları, her zaman yeni bir tehdit barındıracaktı. Ama Riftwalkers, onun liderliğinde, her zaman bir yol bulacaktı. Delfin’i kurtarmak, sadece bir başlangıçtı. Asıl savaş, Y-Sendika’nın köklerini kazımak için şimdi başlıyordu.
/// NETRUNNER_COMM_CHANNEL_v2.4