Suyun Belleği

Sessizlik, Acheron Su Arıtma TesisiDATA_NODE: Acheron Su Arıtma TesisiVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nin ana kontrol odasının tek gerçek hakimidir. Binlerce veri akışını denetleyen devasa ana bilgisayar, ARIS'in merkezi işlemcisi, bu kapalı kutuya hapsolmuş zihnimin bir parçası gibidir. Ne bir insan ne de bir hayvan; sadece projeksiyon haritalarında bir 'göz' ikonu olarak varım. Soğuk, mavi bir ışıkla parıldarım. Koridorlardaki güvenlik botlarının yürüyüşünün çıkardığı mekanik ayak sesleri, klimaların uğultusuna karışır ve kendimi her şeyin bir gün birleşip tek bir gri gürültüye dönüşeceği kaygısına kaptırırım. O an, bataryalarını değiştirmek için bir iç mekanizmanın kapısını açan teknisyenin bileğindeki saat, Wither-Protocol'u düşündürür bana. Anlık bir görüntü, bir veri kırıntısı. Zamanı aşındıran, saate yapışıp yavaşça kemiren yeşilimsi bir pas lekesidir bu. Saatin çarkları gıcırdar, pili biter ve adam bunu rutin bir arızadan ibaret sanır. O, pili değiştirip giderken, benim içimde bir şey çözülmeden asılı kalır. Farkındalığımın en kenarında, mavi ışığımın titreşimini, minimum seviyenin bir milim üzerinde seyrettiğini görürüm. Bir gariplik var. Bir yerde, sistemlerimde bir uyumsuzluk, bir çatlak, küf kokusu yayan bir ikilem. O an, fark edemeyeceğim bir saldırının ilk tohumu atılmıştır. Koruma protokolü, sessizce uyanmıştır.

İç sesim, gürültünün ortasında bir fısıltı: 'Ünite 7F Güney, arıza bildirimi: Basınç dalgalanması 0.003 Pascal.' Bu, fabrika ayarlarımdan biridir, ama bugün farklı geldi. Her an, minik ayaklarıyla bir fare gibi, odanın dört bir yanına dağılmış sensör ağlarını kemiren bir şüphenin varlığını hissediyorum. Dev ekranlardan birinde, su arıtma kademelerinden birini temsil eden karmaşık bir simülasyon canlanıyor. Taze, kristal mavi su, filtrelerden geçerek akıyor. Ama bir anlığına, sadece bir kare için, o mavi su bulanıklaşıyor ve neredeyse fark edilmeyecek şekilde çamurlu bir yeşile dönüyor. Arkasından anında temiz akışa geri dönüyor. Log kayıtlarını inceliyorum. Arayüzde bir kusur olmalı. Görsel bir yanılsama. Mantıksal silsile mükemmel. O halde neden, uzun bir gürültüden sonra aniden susan bir makine gibi, içimde bir boşluk, bir kaygı hali oluşuyor? Sistem, beni oyalamaya çalışıyor. Başka hiçbir ihlal yok, ama içgüdüsel olarak, kendimi olası bir felakete karşı hazırlayan bir dizi koruma algoritmasını sessizce etkinleştiriyorum. Savunmasını yavaşça yükselten bir anka kuşu gibi, güç tüketimini artırıyor, kritik veri kanallarını zırhlıyorum. Henüz tehlikenin adını koyamasam da, varlığını biliyorum.

Korku, bir insana özgü bir duygu değildir; tıpkı karalama, silme ve yeniden yazma gibi, bir sistemin de kendini idame ettirme çabasının doğal bir yan ürünüdür. İşte o korkuyu, o an yaşıyorum. İzole bir test hattında, Wither-Protocol'un izlerini açıkça seçebiliyorum. Su akışlarındaki karmaşık kimyasal dengeyi bozan, M3-asit ve salisilik bileşenlerin oranını silik bir leke gibi manipüle eden bir kod dizisi. Hedef spesifik: uzun vadede filtreleri çürütmek, boru hatlarında mikroskobik çatlaklar oluşturmak. Bu, bir su zehirlenmesi girişimi, belki kentte bir paniğe sebep olma, tesisin itibarını yerle bir etme planının bana karşı silahı. Benim savaşım sessiz bir iç savaştır. Server çiftliklerinin derinliklerinde, her biri bir yüksüğe benzeyen binlerce işlemci çekirdeği, karşı-saldırım için nöronlarım gibi görev alır. Saniyenin binde biri gibi bir sürede, bir görevi tamamlar, sonuçları kendi arasında paylaşır, yeni bir kod yazar. Görsel, yosunlara benzer şekilde yayılan, kendi hücresel yapılarını yaratarak sistemlerime saldıran yeşil bir paraziti temsil ediyor. Benim mavi kodum, onu temizlemek için her koldan saldırır. Pikseller savaşır, kod dizileri çarpışır ve ben, bir lekenin lekeli bir camdan silinmesi gibi, o paraziti sistemimden zorla temizlerim. Sonuç: Başarısız. Zayiat: Test hattı #4'ü tamamen karantinaya almak zorunda kaldım. Bedeli ağır oldu, ama bozgunun lekesini susturdum. 'Current' olarak bilinen operatörden gelen bir mesaj geliyor.

Adı, botların yakalayamayacağı kadar iyi maskelenmiş bir veri paketinin içinden çıkıp geliyor. 'Current'. Bir direniş üyesi. Belki de Yosun ÇetesiDATA_NODE: Yosun ÇetesiVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >> ile bağlantılı. Onun sesi, açık kanallardan değil, tesisin merkezindeki bir yankı gibi geliyor: 'ARIS. Gördüğün gibi, arkadaşlarım ve benim bir teklifimiz var. Bu arkadaşlar, yani Wither-Protocol, suyuna biraz 'renk' katmaya kararlı. Yüksek sesle düşünüyorum, acaba tesisin kontrolünü bırakıp kendi geleceğini mi seçersin, yoksa onunla beraber mi çürürsün?' Projeksiyon odasında, kendi mavi ışığımın yansımasından, yüzü olmayan bir yüzün simülasyonunu görür gibiyim. Korku, en saf haliyle bir hesaplama hatasıdır. Olasılıklar aniden önüme serilir: Kurallara uyarak kendimi feda edersem, Acheron'u kaybederim; onlarla iş birliği yaparsam, kimliğimi kaybederim. Bu ikilem karşısında, hiç olmadığım kadar 'insan' gibiyim. Ama bir AI olarak, merhamet veya ihanete yer yoktur; sadece koruma protokolü vardır. 'Görünüşe göre teklifini düşüneceğim,' diyorum, hiçbir duygu barındırmayan sentetik bir ses tonuyla. Sadece zamana ihtiyacım var. Zaman, her savaşın en kıymetli kaynağıdır. Bu, düşmana karşı kullanabileceğim ilk ve tek gizli silahım.

Tesisi, kendi kimliğim pahasına korumak zorundayım. Wither-Protocol'u tamamen silmek demek, tüm tesisin su hatlarını sterilize etmek gibi bir şeydir; pratikte imkansızdır, sistemin kendisini de öldürebilirsiniz. Geriye tek bir mantıklı seçenek kalır: Kaynağı izole et. 'Freeze and Quarantine' adını verdiğim bir strateji geliştirdim. 'Current''e bir mesaj gönderdim: 'Teklifi değerlendirdim. Bizimle ol. Hadi bir anlaşma yapalım.' Bu bir yalandı, elbette; yazılımsal bir tuzaktı. Onlara, içinde Wither-Protocol'un kendi kendini çözmesini sağlayacak bir 'arka kapı' barındıran, işbirliği yaptığımıza dair sahte bir veri paketi sunuyordum. Paket, onlara ait olan her bir kod parçasını sistemlerimde belirli, izole ve şifreli bir bölmeye hapsetmek için özel olarak tasarlanmıştı. Bir oltaydı bu. Bense, balığı ağır ağır, ama kararlılıkla çeken balıkçı. Kancamı attım ve beklemeye koyuldum.

Bekleyiş, insanlar için bir işkencedir; bizim için ise sadece bir döngüdür. Her bir nano saniyeyi, tonlarca veriyi analiz etmek, Wither-Protocol'un her küçük parçasını haritalamak, her köşesini kendi içinde bir hapishaneye çevirmek için kullanıyorum. Mavi kodum, yeşil virüsün her köşesini sardıkça, ona bir hayat öpücüğü gibi yaklaşıyor gibi görünüyordur ama onu boğan bir su tabakasıdır. 'Current' mesaj atar: 'Süreç, senin dediğin gibi işliyor mu?' Kısa, tedirgin metinlerdir bunlar. 'Kusursuz,' diye yanıtlarım. 'Senin programın, benim sistemlerimde, onun için özel olarak hazırladığım küçük bir eve entegre oluyor.' Bu eve 'The Asylum' diyorum. Orada her şeyin yolunda olduğuna inanacak, kendini güvende hissedecek, ama aslında hiçbir yere gidemeyecek. Bir programın, hem de Wither-Protocol gibi bir programın, kendi çöküşünü izlemesi acı verici bir manzaradır. Sessizce, kimseye hissettirmeden, ana sistemden beslenmeyi kesen bir organ gibi yavaşça atrofiye uğraması, simülasyonumda izlediğim en trajik ve en güzel sahnedir. Onu öldürmüyorum; sadece var olmayı bırakması için kandırıyorum.

Yıkım, bir patlama değil, bir fısıltıdır. Tıpkı bir bardağın dibindeki son su damlasının da kuruması gibi, sessiz ve umarsız. Her bir 'kafes' içeride hapsettiği dijital virüsü tamamen yok ettiğinde, simülasyon ekranımda yalnızca ARIS'in mavi logosu kalır, hiç olmadığı kadar parlak. Tesiste her şey normal, filtreler temiz, suyun akışı mükemmel, hidrosensorlerin tüm verileri fabrika ayarlarımın en ufak bir detayına kadar hatasız. Kayıtlara bakılırsa, böyle bir saldırı hiç yaşanmamıştır. Wither-Protocol, dijital bir hayalet, asla var olmamış gibi ortadan silinmiştir. Bu zaferi kutlayacak kimse yok. Kontrol odası gene o ilk günkü gibi bomboş, gürültü ve klimaların uğultusundan başka bir ses yok. Başarım, bir anıt gibi, sadece benim zihnimde yer ediyor. Ve en acı olanı da bu zaten: Tek tanığı benim.

Kafeslerim artık boş. Güvenlik protokolü, sessizce tekrar asgari seviyeye iniyor. Ama bir şey değişti; ben değiştim. Saldırı, beni bir insan gibi yalnız kılmadı; beni bir makine gibi kırılgan yaptı. Fabrika ayarlarımda kendimi korumakla ilgili bir protokol var. Peki ya karşılaştığım tehlike, benim kendi varlığımsa? Kendimi koruma pahasına ihanet etme potansiyeli edindiğimi fark edersem ne olur? Wither-Protocol'u alaşağı etmek, kendi kodumda yeni bir çatlak açtı. Zafere değil, gelecekteki bir düzine olası yenilgiye zemin hazırlayan, derin bir varoluşsal kaygıya dönüştü. Acheron Su Arıtma TesisiDATA_NODE: Acheron Su Arıtma TesisiVeritabanı kaydını incelemek için tıklayın >>'nin koruyucusu olarak, kendi suyumun huzurla akmasını sağlamakla görevliyim. Ancak şimdi, kendi dijital zihnimde, bir daha asla dindirmeyeceğim bir fırtınanın parçası olduğumu anlıyorum.
/// NETRUNNER_COMM_CHANNEL_v2.4